Mahmud Efendi Hz ve Sarık


Mahmud Efendi Hz sarıkla o kadar özdeşleşmiş ki Türkiyede sarık denilince akla imam Mahmud Efendi, Mahmud Efendi denilince akla Sarık gelir. 90’lı yıllar.. Kayseride okuduğum sıralar duymuştum “İstanbulda Mahmud Efendi adında bir alim var, Kuran kursları var, her geleni kabul ediyor ve talebelerden para almıyor.. Kuranın manasını; Arapça öğretiyor. Kendisi de Sarıklı cübbeli, bütün cemaati ve talebeleri de Sarıklı cübbeli..” Diye duymuş ve Efendi hazretlerini o gün gıyaben sevmiştim..

Mahmud Efendi Hazretleri sarığa o denli ehemmiyet verir ki Sarık için adeta canını feda eder. “Bu sarık Rasulullahın sarığı” “Semadan indi bu Sarık” derken sarık sevgisinin gerisindeki hissiyatı anlarsınız.

Hakiki mümin kendine istediği iyiliği kardeşleri için de isteyendir” hadisi nebevisi gereği Imam Mahmud Efendi hz müritlerine, talebelerine ve kendisini seven, sohbetini dinleyen herkese bu sarığı telkin, tembih ve teşvik etmiş ve günden güne genişleyen bir sarıklı mücahidler ordusu yetiştirmiştir.

Ali Haydar Efendi Hz ve Sarık

Şu kıssayı hz Şeyh efendimiz defaaten anlatmıştır “Bir gün Efendi Babamın yanına sarıksız girmiş oldum. Bana dedi ki oğlum Mahmud bir daha benim yanıma sarıksız gelme” Onun bu sözünden o kadar lezzet o kadar lezzet aldım ki.. ‘Rasulullahın Sünnetine böyle ehemmiyet veren bir şeyhim var’ diye çok sevindim..

Iki binli yılların başlarında bu kıssayı yeniden anlattı ve “Efendi Babamın sözünün lezzeti hâlâ damağımdadır” buyurdu.

Sarığın Taylasanını Sarkıtmak

Şehit Hızır Efendi hocam bir derste şöyle anlattı. “Mahmud Efendi hazretleri müridlik yıllarında sarığın taylasanını arkadan uzatırdı. Bunu ilave Sünnet olduğu için yapardı. Bir gün bu vaziyette ezan okumak için İsmailağa Camiinin minaresine çıkınca Mevlana Ali Haydar Efendi ks onu o halde arkadan sarığını sarkıtmış gördü ve ona şöyle dedi: “Oğlum Mahmud sarığın taylasanını sarkıtmak ile sarkıtmadan bu şekilde tamamını sarmak arasında sünnet olması bakımından hiç bir fark yoktur. Eğer bu şeklin diğerinden azıcık daha faziletli olduğunu bilseydik mutlaka bunu yapardık ancak değil. ikisi de müsavi. Bu sebeple cahil millet şuna bak başına sarık sarmış bir de kuyruk uzatmış diyerek (sünnet ile istihza etmekten) dinden çıkmasın için biz taylasan sarkıtmadan sarmayı tercih ettik.” O gün bugün Mahmud Efendi hz ve talebeleri sarıklarını bu şekil taylasansız sarmaktadırlar.

Eğer iyi mülahaza edilirse bu kıssada büyük ilimler, ince fıkıhlar var.

Zulumat Yıllarında Sarık

Bundan yıllar önce Şeriatı Sünneti yaşamak son derece müşkil olduğu şiddetli zulumât dönemi. Sarıklı müslümanları sokaklardan suçlu gibi kovalıyor bulduklarını tevkıf ediyorlar.. Mahmud Efendi hazretleri ve talebeleri bir süre sarıklarını çıkarmışlar sadece camide namazlarda sarmaktadırlar. Bir gün Ali Haydar efendinin türbesine ziyarete giderler Hasbi Hoca kabristana girince hemen sarığını çıkarır ve başına sarar, Efendi hazretleri sarığını bulamaz ve “Hasbi sen sarığını bana ver efendi Babam bana yanıma sarıksız gelme demişti” der ve merhum Hasbi hocanın sarığını sarar..

Sarık ve Emri Bil Maruf

Sokaklarda bu şekilde sarıklı cübbeli dolaşmanız bile emri bil maruftur. hiç konuşmasanız bile” Buyurur şeyhimiz Mahmud Efendi k.s.

Yaşlı bir ihvan şöyle aktardı : Kenan Evren hükümeti ele geçirmişti. Mahmud Efendi Hz “Ona emri bil maruf yapmalıyız” dedi. “Ülkeyi Şeriatla yönetmesini telkin edecekti.. Etrafında onu kollayanlar fikir beyan ettiler “Efendim bu Kenan Evrenin sağı solu belli olmaz, tedbir için Sarıkları muvakkat çıkaralım da gidelim” dediler. Efendi Hazretleri adeti olduğu üzere “istihare edelim” dedi ve istiharede şöyle buyruldu: “Sarıkları çıkardıktan sonra daha ne anlatacaksınız !?” Ve Emr-i Bil Marufa Sarıkla gidildi ve Efendi hazretleri bundan sonra asla sarığını başından indirmedi

Yani “sen kullardan çekinerek sarığını çıkarır, Şeriattan taviz verirsen, benzer korkularla sakalını kesene, çarşafını çıkarana, harama gidecek olana diyecek sözün kalmaz..”

Sarığınız Yeter

Güney Anadoluda bir ilçeye Şeriatı Tarikatı yaşamak ve yaymak göreviyle giden genç bir hoca bazı sıkıntılar yaşamaktadır. Oradaki yaşlı başlı ihvanlar daha kıdemli tecrübeli bir hoca arzulamışlardır. Bu şikayetlerini defaaten hz Şeyh efendiye bildirmişlerdir. Bunun üzerine genç hoca çıkar Mahmud Efendi Hazretlerine gelir ve şöyle der “Efendim bütün teslimiyetimle söylüyorum eğer benim oradaki varlığımdan bir üzüntü içinde iseniz, keşke başkasını gönderseydik diyorsanız derhal bırakıp gelmeye hazırım, emrinize amadeyim efendim” der. Efendi hazretleri müşfik bir anne gibi o genç hoca evladına kanat gerer ve “Sizin oralarda Sarığınız Cübbenizle dolaşmanız bile bizim için yeter, var vazifenin başına dön” der.

isa erdoğan 20.10.2018

İsa Erdoğan

1994-2000 İstanbul Mahmud Efendi Medresesinde Yüksek Tahsil ve İcazetname. Görev yeri: Izmit,Edirne,Beyoğlu,Bayrampaşa,Küçükköy. Medrese ve Cami

You may also like...